Tünel Meydanı

İstiklal Caddesi, her sabah iki ayağının üzerinde gerinir. 24 saat uyumayan bir caddenin sabahları gerinmesi olsa olsa bir içgüdüdür. İstiklal Caddesi’nin sol ayağı Taksim, sağ ayağı ise Tünel Meydanı’dır!

1867′de Sultan Abdülaziz’in verdiği “Tünel Fermanı”yla Tünel’in yapım imtiyazını alan Fransız mühendis Henri Gavand tarafından inşa edilen Tünel’i dünyanın en kısa metrosu olarak Guinness Rekorlar Kitabı’nda bulamasanız da onlardan biri olduğunu tahmin etmek için dünya görmüş biri olmaya gerek yoktur. Bir kere seyahat ettiniz mi, Tünel size kendini anlatır. Daha oturmadan son durağa gelmişsinizdir. Belki de yapımı sırasında ona bir “asansör kimliği” aşılandığından böyle davranmaktadır, kimbilir… Öte yandan, şimdiden Türkiye’nin en kısa metrosudur Tünel.

1875′de açılan 573 metre uzunluğundaki Tünel, dünyanın en eski üçüncü metrosudur (İlki Londra 1863 ve ikincisi New York 1868). 19. yüzyıl sonlarında İstanbul’da yaşayan hemen tümü Avrupalı 40 bin tüccarın Galata’daki iş yerlerinden Pera’daki evleri arasında her gün Yüksekkaldırım’ı ya yürüyerek ya da atla tırmanmak zorunda kalışına bir çözüm olarak düşünülen Tünel, bu açıdan aslında bir asansör olarak yapılmıştır. O yıllarda kandille aydınlatılan Tünel’in yeraltından gidiyor olması, Müslüman halka güvenceli görünmemiştir. Yine o yıllarda, birinci sınıf (mevki) bilet 2 kuruş; sığır, merkep (eşek) taşıma fiyatıysa 3 kuruşmuş.

Tünel’in yapımı sırasında kendi mühendislerinin projesine sermaye ödemeyi reddeden Fransızlar, daha sonra Osmanlı Devleti sınırları içindeki bu asansörün imtiyazlarını İngilizlerden 1911′de devralırlar. Tünel’in hakları ancak 1932′de Türkiye Cumhuriyeti tarafından 175 bin Türk Lirası’na satın alınmıştır.

Tünel’in hikâyesiyle ilgili olarak Henri Gavand’ın yazdığı “İstanbul Şehri Treni ya da Tünel Adı Verilen Galata-Pera Yeraltı Treni” (Chemin de Fer Metropolitain de Constantinople ou Chemin de Fer Souterrain de Galata à Pera dit Tunnel de Constantinople) ve Jak Deleon’un “Bir Tutam İstanbul” kitaplarını anmadan geçmek istemem.

Tünel’den iner inmez sizi Tünel Meydanı karşılar. Tünel Meydanı’nın ilk simgesi, tramvay durağı ve yanında gazete bayii ile simitçisidir. Tünel Meydanı’nın son yıllardaki öbür alâmeti farikası ise Gramofon’dur (kafe-lokanta-caz kulübü).

Gramafon, yazları güzelim bir sokak kafesi olmak için soyunur; kışları ve baharlarda Taksim’deki Marmara Kafe’nin öbür kefesi olarak entelektüellerin, yazar, gazeteci, sanatçı ve turistlerin uğrak yeridir. Haftanın belli geceleri Türkiye’nin en iyi caz grupları ve caz şarkıcılarını dinleyerek şarap yudumlayabileceğiniz özellikli bir mekândır burası. Bazı yazarların sabah kahvesi için Kadıköy’den geldikleri Gramofon, dışarıdan bakınca restore edilmiş Tünel vagonunu andırır. İç dekoruysa, 1900′lerin başlarından izler taşır. Caz akşamlarında Gramofon’dan yayılan Nükhet Ruacan ve Yeşilnil’in şahane sesleri, Tünel Meydanı’nın zengin tarihi geçmişi içindeki artık sessiz kalan öbür seslere karışır, gider.

Tünel Meydanı’ndaki Tünel Geçidi Han’ın içindeki Osmanlı minyatür ve gravür röprodüksiyonları satan küçük dükkânlar, turistler ve yerli koleksiyoncular için daima sürprizlerle doludur. Ama bu pasajdan geçerken başınızı kaldırıp şimdi işhanı olan üst katlara bir göz atmayı unutmayın. Bir zamanlar Namık Kemal’in o pencerelerden birinin ardında oturduğunu düşünmek yaşanan mekânların içine sinmiş tarih nefesiyle nasıl zenginleştiğini bir kez daha hissettirecektir.

Şimdilerde İstanbul’da yabancı dilde kitap bulmak eskisinden kolay olduğu için Tünel Meydanı’nı yabancı dil kitapçıları için bir cennet ilan etmek artık zor. İstanbul’u tanıtan turizm-rehber kitaplarının çoğunda, buradaki kitapçıların adresleri bulunmaktadır. Bunlardan en eskileri Metro Kitabevi, ABC, Dünya Aktüel ve Alman Kitabevi ilk akla gelenleri… Ama Galip Dede Sokağı’ndaki Librairie de Pera hem antikacı olarak, hem de Yunanca, Ermenice, Arapça, Fransızca, Almanca ve İngilizce kitaplarıyla mutlaka uğranması gereken mekânlardandır. Her ne kadar tam Tünel Meydanı’nda olmasa da teknik olarak Tünel’e ait sayılan Robinson Crusoe Kitabevi’nden söz etmeden buranın kitapçılarını tamamlamak olanaksız görünüyor. Robinson, kurucularından Mehmet Güreli’nin kişiliğine benzer çok çeşitli, renkli ve “Bu karışıklıkta her istediğim kitabı nasıl buluyorlar acaba?” güzelliğinde şık bir kitabevi.

Tünel Meydanı’na özellikle gidenler arasında müzisyenler vardır. Çünkü Yüksekkaldırım şimdi eskisi kadar olmasa da müzik aletleri satan dükkânlarıyla da ünlüdür. Lay Lay Lom ve Jorj Papa Jorj adlı enstrüman dükkânları ilk gitar/ ilk baterisini alacağı için bütün geceyi heyecandan uykusuz geçiren gençlerin hafıza defterlerine işlenmiştir. Gitar penasından kastanyete kadar her türlü müzik gereksinimi için hâlâ Tünel Meydanı’na gidilir mutlaka…

Tünel Meydanı’na açılan sokaklardan General Yazgan’da uzun yıllar Nazım Hikmet Vakfı’yla aynı daireyi paylaşan Türkiye PEN Yazarlar Derneği üyesi yazarlarını birkaç yıl öncesine dek toplantılara giderken görmek olasıydı. Nazım Hikmet Vakfı ve PEN Derneği üyeleri kadar üye olmayan sanatçı ve yazarları da Asmalı Mescit Sokak’taki Yakup’ta rakı içip meze söyleşirken bulabilirsiniz. Tünel Meydanı, Yakup Restoran olmadan eksik anlatılmış olur!

Söz, yemek-içmek sanatı gibi belki de en başarılı olduğumuz ulusal konuya gelince, Tünel Meydanı’ndaki Dört Mevsim’i (Four Seasons) de bu meydanın özelliklerine eklemek zorunlu görünüyor.

Konsoloslukların yoğun olduğu bir bölgeye denk düşen Tünel Meydanı, “Soğuk Savaş” yıllarında özellikle Sovyetler Birliği ile ABD konsolosluklarının ortasında kalan sayısız ajan fıkrası ve komplo esprisine sahne olmuştur. Her şakanın arkasında bir gerçek olduğuna inananlar da vardır elbette…

Yakın “bir zamanlar”a kadar Beyoğlu Evlendirme Dairesi’ne nikâh töreni için gelen birbirinden şık giyimli konuklara, Tünel Meydanı’nda rastlamak olasıydı. Şimdi Tarık Zafer Tunaya Kültür Merkezi olan eski nikah dairesinde, sanat filmleri toplu gösterileri ve kültürel toplantılar yapılmaktadır.

Taksim Meydanı’nın aksine sakin, utangaç, gösterişsiz, daha küçük geometrik çapı olan Tünel Meydanı, İstiklal Caddesi’nin sağ ayağıdır. İster sabah kahvesine, ister akşam rakısı ya da gece cazına gidin, ister ilk gitarınızı almak heyecanıyla, ister TÜYAP’a yetişmek için aceleyle geçin, Tünel Meydanı simitten çaya, beş yıldızlı yemekten sanat toplantılarına kadar herkese sunacak bir zenginliği olduğunun bilincinde bir İstanbul parçasıdır. Yeter ki, bunu görmesini, bundan keyif almasını-sevmesini ve bunu zenginleştirerek korumasını isteyelim. Bir Tünel Meydanı Festivali yaratarak, yılda bir kez ve yılda her Tünel Meydanı randevularımızda…

Cennetler varsa eğer annem (tek başına) edinir birini

Psikiyatrist Dr. Samet Köse
Augusta, Georgia

Bir Yahudi atasözü şöyle der: “Tanrı heryerde olamayacağı için anneleri yaratmıştır.”
“Gençlik solar gider, aşk yiter, arkadaşlığın yaprakları dökülür; bir annenin saklı ümidi ise hepsinden uzun yaşar” der bir başkası. Ben de eklerim: “Babaların yapabileceği en güzel şey çocuklarının annelerini sevmektir.”

Anneler, görönmez elleriyle bizi koruyan ve gözeten annelerimiz. Anneler, kalplerinde her zaman huzur ve bağışlanma bulduğumuz. Anneler gerçek, anneler melek sesli prenseslerimiz. Anneler ilk öğretmenlerimiz. Başımızı yaslamak için her zaman dizlerini bize hazır tutan annelerimiz…

Bakalım anneler konusunda rehberimiz psikoloji bilimi neler söylüyor:

Anne ile çocuğu arasında güçlü bir bağ vardır ve bu bağ aslında tüm memeli türlerinin bir özelliği olup, temelde çocuğun yaşama şansını artırma işlevi görür. Annenin süreğen varlığı çocuğun huzursuzluğunu azaltır, çocuğun çevresini ve dünyayı keşfe çıkmasında ona güvenebileceği bir temel sağlar. Erişkin yaşamdaki sevgi ilişkileri de anne ile çocuk arasındaki bu ilişkiye benzerlik gösterir. Belki de bu yüzdendir erkeklerin es seçerken annelik özellikleri yüksek olan eşlere yönelmesi, adeta ana rahminin sıcaklığını ve huzur dolu ortamını ararcasına…

Annelerin davranısı karşılıksız sevme ve verme davranışıdır. Ancak her çocuk pek o kadar da şanslı değildir. Her çocuk susadığında bir bardak suya, ya da üşüyünce bir yün cekete kavuşur gibi kolayca kavuşamaz buna ve sonuçta annesiyle derin bir bağlılık oluşturamaz. Şizofreni gibi, kişilik bozuklukları gibi birçok ruhsal bozukluğun temelinde de bu güvenli bağın oluşmayışının büyük rolü olduğu konusunda calışmalar vardır. Anne ile çocuk arasında üç farklı ilişkililikten sözedilir:

Güvenli bağlanma tarzında (“secure attachment style”); çocuklar annelerine karşı duygularını kolayca ifade ederler ve terkedilme konusunda endişeli değillerdir. Anneler de tutarlı biçimde sıcak ve yanıt vericidirler.
Anksiyeteli/iki değerlikli bağlanma tarzında (“anxious/ambivalent attachment style”) ise; çocuklar annelerinden her ayrılışlarında rahatsızlanırlar ve olası bir terkedilme konusunda sürekli endişelidirler. Anneler sürekli çocuklarını ihmal eder ve kendi eylemlerine dalarlar…